Hasan ŞİMŞEK
info@ermenekgundem.com

TÜM YAZILARI

KARAMANOĞLU MEHMET BEY’İN FERMANI 738. YAŞINDA

13 Mayıs 1277 tarihli Karaman’ın oğlu Mehmet Bey’in Türkçe konuşulup yazılması için verdiği buyruğun 738. yılındayız. Mehmet Bey ne demişti?  




“ Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk Dili’nden başka dil kullanmaya, defterler dahi Türkçe yazıla! “  





Mehmet Bey’i bu noktaya getiren sorun ne idi? Konya’daki Selçuklu Sarayı’nda darbe yapıp yönetimin başına Cimri lakaplı II. Keykavus’un oğlu Siyavuş’u Sultan ilan edince, baktı ki yeni çevresinde, devlet erkânı ve sarayda, yazışmalarda Türkçeden başka bir dil kullanılıyor. Konuşulan halkın dili değil, bilmediği yabancı bir dil. Kendisini yabancı bir ülkenin sarayında  hissediyor. Hâlbuki kendi ülkesi, vezir olarak kendisi yönetimin başındaki Sultan’da öz be öz  Türk soylu. Saraydaki konuşmalara ve yazışmalara bir anlam veremiyor. Bu konuşmalar ve yazışmalar Mehmet Bey’in hiç bilmediği, anlamadığı bir dil olan Farsçadan başka bir şey değildir. Bu nedenle tepkisini bir fermanla ( buyrukla ) dile getirir. Doğru olanı da budur, Mehmet Bey’i tarih sayfalarından silinmeyip günümüze kadar önemli bir devlet adamı olarak anılmasına neden de bu fermandır. 





Mehmet Bey, Moğollarla yaptığı mücadelede öldüğünde (1277) , Anadolu’da arı duru Türkçeyi sözlü ve yazıl hayatta  en iyi işleyen Yunus Emre ( 1240?- 1320 ? )’dir.  O dönem Yunus Emre yaklaşık 30-35 yaşlarında bir gençtir. Ali Gündüz GÜRGEN’e göre Yunus Emre,  gelmiş geçmiş halk şairlerimizin en coşkunu, en çok coşturabilenidir. Özellikle Tekke şairleri arasında önemli bir yeri vardır. Sevilen ilahileri nedeni ile Türk dilinin halkımız tarafından işlenip yaygınlaşmasında onun emeği hiçbir şey ile ölçülemez. 





İşledikleri temaları göz önünde tutanlarına: Nefes; bunların bestelenerek dinî törenlerde ve tarikat ayinlerinde söylemekte oluşanlarına göre ad verilenlerine “ilâhî “ dedikleri bu özlü, olgun, dolgun şiirlerinin gücünden hiçbir şey kaybetmeden yedi yüz elli yılı aşıp değerinden, özünden  hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. 





Gönlü Allah sevgisiyle, insan sevgisiyle dolu olan bu şairimizin az, öz kelimelerle ve sembollerle Allah’a karşı sevgi ve saygısını nasıl dile getirdiğini, halkın dili olan Türkçeyi nasıl işlediğini bir “ilâhî “ de birlikte görelim: 





              





                                 DAĞLAR İLE TAŞLAR İLE 





 





Dağlar ile taşlar ile                                            Derdi öküş Eyyub ile, 





Çağırayım Mevlâ’m seni,                                 Gözü yaşlı Yakub ile 





Seherlerde kuşlar ile                                          Şol Muhammet mahbub ile 





Çağırayım Mevlâ’m seni…                               Çağırayım Mevlâ’m seni… 





 





Sular dibinde mâhiyle,                                       Bilmişim dünya hâlin, 





Sahralarda âhu ile,                                             Terk ettim kıyl ü kalini, 





Abdal olup yahû ile                                            Başı açık, ayak yalını 





Çağırayım Mevla’m seni…                               Çağırayım Mevlâ’m seni… 





 





Gök yüzünde İsa ile,                                          Yunus okur diller ile, 





Tûr dağında Musa ile,                                        Ol kumru bülbüller ile, 





Elindeki asa ile                                                   Hak’kı seven kullar ile 





Çağırayım Mevlâ’m seni..                                 Çağırayım Mevlâ’m seni…